29 Eylül 2013 Pazar 13:08
28263 Okunma
Fatih Terim'in hikâyesi

HT PAZAR / 'a transfer oldu. Böylece sınırları zorlayan hayalleri ve adeta o hayallerle gerçekler, yani ülke koşulları arasındaki boşluğu dolduran öfkesi, ülke gündemine girmiş oldu.
Büyük sorumlulukları omuzlamaktan ve bunun karşılığında ya da bu yolda besbelli enerjisini idareli kullanmak için insanlarla ilişkilerinde katı olmaktan kaçınmadı. Kuralları kendisinin koyması ve tek adamlık eğilimi de, zamandan ve enerjiden tasarrufun bir başka yoluydu belki. "Bugün yardım alan yarın emir alır. Baştan kaideleri koymakta fayda var" diyordu. Bu arada CV'sine, yalnızca kendisinin değil gözü onun üzerinde olan milyonlarca insanın da unutmadığı pek çok olay eklendi. Hakeme kafa, top toplayıcı ve futbolculara tokat attığı oldu. Sonuncusu 9 maç men olmak üzere pek çok kez ceza aldı, spor yazarlarıyla gerginlikler yaşadı. Sorulduğunda hepsine bir açıklaması vardı. Hiçbir şeyden pişman olmadığını, sorumluluk alıp yeni şeyler denemek için hataları da göze almak gerektiğini söylüyordu. Ama Milli Takım'da bir önceki görev döneminin sonunda Newsweek Türkiye Dergisi'ne verdiği röportajda, "Keşke içimden yüze kadar saysaydım" diyerek yapmaması gereken şeylerin bulunduğunu da kabul ediyordu.

İMPARATOR VE BÜYÜCÜ

Teknik direktörlük kariyerine adım atmasından sonrasıysa, başka bir dünya. Uluslararası alanda futbol üzerinden Türkiye kimliğini omuzlaması adeta bir tür "Avrupa ile iletişim ve kapışma süreci" gibi. 1999'da Kürşad Oğuz'un kaleme aldığı portresinde "Bir Türk'ün olabileceği kadar Batılı, Batı'nın kabul edeceği kadar Türk" yazıyordu. "Biz, onlarla ne demokrasi alanında, ne insan haklarında, ne de refah seviyesinde eşitiz. Bu sorunu tek başına Terim'e bıraktık, o çözüyor..." O yıl Türkiye Avrupa Birliği'ne tam üyelik için resmen aday ilan edilmiş, devamında Terim Galatasaray'ın başında UEFA kupasını kaldırmıştı.
Özgeçmişinde sadece "imparator" değil, sahada alınan inanılmaz sonuçların ardından basının kendisine yakıştırdığı "büyücülük" payesi de var. Üstelik bu payeyi veren tek başına Türk basını da değil. Özellikle 2008'deki Avrupa Futbol Şampiyonası'nda üçüncü olan A Milli Takım'ın, şampiyon İspanya ile aynı sayıda maça çıkıp toplamda yalnızca 9 dakika galip oynadığı düşünüldüğünde, pek yanlış bir niteleme de sayılmaz.
Fatih Terim, hiç kuşkusuz futbolda Türkiye'nin en tepesindeki, en bilge isim. Bu nedenle başına gelenler, herhangi bir başarısızlığı, ardında bıraktığı görevler ve gelecek planları; toplum ve kişiliği arasında kurulan paralellikler eşliğinde bu kadar gündeme oturuyor. O en tepe noktayı ve futboldaki en bilgemizi dünyadaki yerimiz ve potansiyelimizle kıyaslamak, beğenmek veya beğenmemekse ayrı konular. Şimdi Galatasaray için bunu daha öteye taşımak; daha cesur, onun kadar sorumluk alıp yeni şeyler deneyen ve daha hatasız ama hata yapmayı da göze alan birini bulmak ise sanıldığı kadar kolay olmayabilir. Bu nedenle yerine gelecek isim için meraktan çok kuşkular hakim. Yerli teknik adamlar göreve talip olsa, gözü kara öncülerinin rencide edilmiş olması onların da gözünü korkutabilir; çünkü bu onlara da güç kaybettirir. Fatih Terim, futbolda ve ötesinde öyle çok işi yükleniyor ki, kalanımıza onu eleştirmek için epey vakit kalıyor. Bunu göze almak kolay değil. Birinin yeni Fatih Terim'in kim olacağına karar vermesi gerekiyor, ama uzun zamandır iyi, kötü kararları o verdiği için orada da bir kararsızlık yaşanabilir. Yerine bir yabancının gelmesi durumundaysa, bırakın boşluğunu doldurmayı, onun bu toplumda doldurduğu yeri anlaması bile uzun zaman alabilir.
Kısacası bu pilav daha çok su kaldırır. Terim'e destek için sesi giderek yükselen ulusal koronun bile, kıyasıya eleştirirken bazı bakımlardan kararlarında haklı da bulabileceği Galatasaraylı yöneticilerin anlamadığı şu: Fatih Terim yalnızca Galatasaray'ı, ne kelime, yalnızca futbolu ilgilendiren bir konu olmanın çok ötesinde. Hikâyesinde kendinizden bir şeyler bulduğunuz sürece tartışmanın içine kaymaya, tarafı olmaya başlıyorsunuz. O da tartışmaları daha ileri götürmekten çekinmiyor. Hep kanıtlamak istediği yeni bir şeyler buluyor. "Daha iyisini yapabileceğimi bildiğimden, yapmak istiyorum" diyor.
Neticede Fatih Terim, yönetimindeki A Milli Futbol Takım 2010 Dünya Kupası'na katılma hakkı elde edemeyince Ekim 2009'da bıraktığı görevi devralmış durumda. En azından bir süre herkes futbolda bununla yetinmek zorunda.

Haber Kaynağı : Haberturk.com

Anahtar Kelimeler:
fatih terim in hikâyesi
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner241

banner183