05 Ağustos 2013 Pazartesi 13:33
1268 Okunma
Başkan Ali İlk’ten “Ergenekon Davası” Yasaklarına Sert Tepki

CHP Tarsus ilçe başkanı Ali İlk yaptığı açıklamada; "Türkiye’nin hızla değişen sıcak gündeminde, önce Taksim Gezi Parkının yıkılarak yerine AVM yapılması girişimine karşı gerçekleştirilen demokratik protesto gösterilerini bastırmak amacıyla orantısız güç kullanılmasının dünya ve Türkiye kamuoyunda yarattığı çalkantı ve şimdi de Silivri’de görülmekte olan davayı izlemek isteyenlere getirilmiş olan yasaklar, tüm Türkiye’de olduğu gibi şehrimiz Tarsus’ta da Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı, demokratik hukuk devletine inançlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dünyadaki çağdaş ve gelişmiş devletler topluluğunun saygın bir üyesi olarak varlığının sürmesini isteyen yurttaşları arasında büyük bir endişe ve tepki yaratmıştır.

Son günlerde, Kamuoyunda yaygın olarak “Ergenekon Davası” adıyla bilinen davanın karar duruşmasına katılmak isteyenlere, İstanbul Valisi tarafından getirilmiş olan seyahat ve katılma yasakları, CHP Tarsus İlçe Örgütü tarafından hukuk dışı, keyfi ve sonuçları itibariyle vahim kararlar olarak değerlendirilmektedir. Normal bir hukuk devletinde böyle keyfi kararlar alınmayacağına inanılmakta bunun, hiçbir haklı ve yasal dayanağı bulunmayan ve meşru olmayan bir karar olduğu düşünülmektedir.

Bilindiği üzere, kamuoyundaki adıyla “Ergenekon Davası” olarak tanınan ve izlenen bu dava yaklaşık olarak altı (6) yıldır sürmektedir. Bu altı yıl boyunca söz konusu bu dava süresince yaşanmış olan hukuksal aykırılıklar yıllardır gazetelerde ve televizyonlarda yazılmakta ve tartışılmaktadır. Konunun gerçekten uzmanı olan Yargıtay Eski Başkanları, baro başkanları, pek çok hukuk profesörü, çok fazla sayıda avukat, emekli hâkim ve savcı bu mahkemelerde yaşanmış olan hukuki aykırılıklara ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Bunları burada tekrar tekrar dile getirmeyi hem hukukçu olmadığımız hem de bunlar zaten kamuoyuna mal olmuş bilinen ve medya organlarınca açıklanmış bilgiler olduğu için anlamlı bulmuyoruz.

Bu yönüyle artık pek çoğumuz, hukukçu olmamamıza rağmen; Verilmiş bir mahkeme kararıyla elde edilmediği için yasal açıdan geçerli olmayan elektronik belgelerin bu davada delil olarak kullanıldığını; Çeşitli suçlara bulaşmış, sabıkalı, işlediği yüz kızartıcı suçlar dolayısıyla toplumdaki itibarını ve inandırıcılığını yitirmiş çok sayıda kişinin bu davada gizli tanık olarak dinlendiğini ve ifadelerine itibar edildiğini;

Sanık olarak tutuklu bulunan çok sayıda kişinin savunma bile yapamadığını; Bütün meslek hayatını kamuoyu önünde geçirerek kamuoyuna mal olmuş ve hepsi de üst düzey kamu görevlerinde bulunmuş Genel Kurmay Başkanı, Kuvvet Komutanı, Rektör, bilim adamı, gazeteci ve çeşitli mesleklerden çok sayıda aydın ve vatanseverin, kanunların açık hükümlerine ve Uluslar arası İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen beş, altı yıl gibi uzun sürelerle suçlarını bile bilmeden tutuklu olarak cezaevlerinde tutulduklarını biliyoruz.

Bu durum, hapishanede tutulan kişilerin şahıslarından ve suçlu olup olmadıklarından ayrı bir konu ve açıkça bir adaletsizlik olarak kamu vicdanını yaralamakta ve sızlatmaktadır. Kamu vicdanının haklı ve adil olarak görmediği bir karar ve uygulama meşru olarak görülemez. Bu şekilde kamu vicdanının kabul etmediği, çelişkili ve tutarsız kararlar vermek adalete ve hukuk sistemine olan güven ve inancı sarsmakta ve giderek ortadan kaldırmaktadır. Bu sürecin durdurulmaması halinde toplumsal yaşam ve barış açısından çok vahim sonuçlar doğuracağından endişe duyulmaktadır.


Şimdi de mahkemenin vereceği karar duruşmasını izlemek için mahkemeye gidecek olan vatandaşlar tamamen kanunlara aykırı biçimde verilmiş bir idari kararla engellenmeye çalışılmaktadır.


Genel Başkanımız Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU, dün yaptığı ve televizyonlarda yayınlanan açıklamalarıyla söz konusu bu kanunsuzlukları çok güzel bir şekilde açıklamıştır. İstanbul Valisinin böyle bir yasak koyma yetkisinin bulunmadığını, bunun siyasal iktidara yaranmak için verilmiş keyfi bir karar olduğunu kamuoyuna bildirmiştir.

 

Genel Başkanımız Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’nun da açıkça belirttiği gibi Türk Yargılama Sisteminde evrensel bir hukuk kuralı olarak “SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ VE YARGILAMANIN AÇIKLIĞI” kuralı benimsenmiştir. Bu kurala göre, isteyen ve arzu eden herkes, mahkemelerde görülen dilediği her duruşmayı izleme hak ve özgürlüğüne sahiptir. Bu hak ve özgürlük ancak yasal koşullar oluştuğunda mahkeme kararı ile sınırlandırılabilir. Böyle bir mahkeme kararı olmadan mahkemeyi izlemek için oraya gidenleri idari kararlarla engellemek demokratik hukuk devletinde söz konusu dahi edilemez. Böyle bir uygulama olsa olsa ortaçağ kalıntısı aşiret devletlerinde söz konusu edilebilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti köklü bir devlet yönetim geleneğine sahip, çağdaş bir hukuk devletidir. Hiç kimse, işgal ettiği makam ve mevkii ne olursa olsun ya da hangi amaç uğruna olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ortaçağ kalıntısı gayrı ciddi bir aşiret devleti düzeyine düşürme hakkı ve yetkisine sahip değildir. Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; halkımız da böyle bir gidişe asla izin vermeyecek, bu yönde siyaset ve uygulama yapanları eninde sonunda layık oldukları düzeye indirecek ve layık oldukları şekilde cezalandıracaktır. Bizler de inançlı Cumhuriyet Halk Partililer olarak ülkemizde yaşanan böylesi haksızlık ve hukuksuzluklara karşı geçmişte olduğu gibi bugün de ve gelecekte de hukuk zemininde var gücümüzle mücadele edecek haklının, doğrunun, ülkemiz ve toplumumuz için yararlı, iyi, güzel ve adaletli olanın yanında yer alacağız.

AKP iktidarı bu uygulamalarıyla ne acıdır ki; ülkemiz ve toplumumuzun en çok birlik ve beraberliğe, barış, huzur ve güven ortamına ihtiyaç duyduğu şu günlerde, takınmış olduğu tavır ve uygulamış olduğu politikalarla toplumumuzu adeta parçalara bölmekte, toplum kesimleri arasında açıkça ve kabaca ayrım yapmakta, “BENDEN OLSUN ÇAMURDAN OLSUN” zihniyetiyle, tek başına iktidar olmanın tüm nimet ve imkânlarını yandaşları için partizanca seferber ederken; kendisine oy vermeyenleri karşıt olarak değerlendirmekte ve deyim yerindeyse düşman gibi algılamaktadır. Bu yaklaşım, demokratik olmadığı gibi sağlıklı bir yaklaşım da değildir. Zaten demokratik olmayan böyle bir yaklaşım nedeniyle toplumsal gerilim artmakta, toplumsal barış ve huzur zedelenmekte, ekonomik yapı bile bundan zarar görmektedir.

 

Son olarak toplumda gerilim ve kutuplaşma yaratan “Ergenekon Davasının” boyutları, uzun süre kamuoyunda çeşitli yönleriyle tartışılıyor olması ve yargılama sürecinde yaşanan olaylar gibi nedenlerle, sonuçta verilecek karar nasıl çıkarsa çıksın bu karar tartışmalı bir karar olarak kamuoyunda çeşitli yönleriyle tartışılacaktır.

Şöyle basit bir mantık yürütecek olursak, bir ülkenin Genel Kurmay Başkanlığını yapmış olan bir kişinin terör örgütü üyesi ve yöneticisi olduğuna inanmak çok zordur. Bir ülkedeki kuvvet komutanları, üniversite rektörleri, çeşitli rütbelerdeki subayları, bürokratları, emniyet görevlileri, tüm yaşamlarını kamuoyu önünde geçirmiş olan gazeteciler, bilim insanları, aydın ve yazarlar terörist olabilir mi? Bir an için terörist olduklarını kabul etsek bile bunlar hangi terör eylemini gerçekleştirmiştir. Görünen o ki; ortada terörist var ama terör eylemi yok gibi traji-komik bir durum ortaya çıkmaktadır. Buna benzer daha pek çok çelişkili durum sayabiliriz. Ama çok acıdır ki komik bulduğumuz bu gerekçelerle pek çok kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmaktadırlar. Belki de hüküm giyeceklerdir.

AKP’nin hukuk sistemine verdiği zararlar bununla da bitmemektedir. AKP Anayasa Mahkemesinin ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını ve işleyişini değiştirerek bağımsız olması gereken yargıyı siyasallaştırmıştır. Yargı kuruluşlarını siyasal iktidarın etkilerine açık hale getirmiştir. MİT Müsteşarının Oslo görüşmeleri nedeniyle savcılık tarafından çağrılması üzerine bir gecede kişiye özel yasa çıkartarak yasa yapmanın ciddiyetini ortadan kaldırmıştır. Deniz Feneri yargılamalarında yandaşlarını serbest bıraktırarak, bunları tutuklayan savcıyı daha ağır suçlarla yargılatmaya başlaması daha hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. Daha pek çoğunu sayabileceğimiz bu örnekler Türk Hukuk Tarihindeki yerini almış olumsuz örnekler olarak hafızalara kazınmıştır.

İşte saydığımız bu ve benzeri nedenlerle, tüm hukuk sistemine duyulan güven yok olmaya yüz tutmuştur. Oysa hukuk sistemi, devletin ve toplumun temelidir. Hukuk sistemine duyulan güvenin sarsıldığı yerlerde, toplum ve devlet temellerinden sarsılıyor demektir. Böyle bir ülkenin toplum hayatının kaosa sürüklenmesi ise kaçınılmaz hale gelmektedir.

Hukuk sistemini bu hale getiren AKP’den artık bu sistemi düzeltmesi beklenemez. AKP iktidarda kaldıkça bu yapı daha da bozulacaktır. Bu basın açıklaması dolayısıyla sözünü ettiğim bozuklukların tamamı ancak Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında düzelecek, toplumumuzun ihtiyaç duyarak özlemini çektiği evrensel ve çağdaş hukuk düzeni, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında mutlaka kurulacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi Tarsus İlçe Örgütü olarak gündeme ilişkin yapmış olduğumuz bu genel tespitler vesilesiyle Taksim Gezi Parkı ve Silivri duruşmalarına katılım nedeniyle haksız ve kanunsuz bir şekilde yapılmış olan tutuklamaları kınadığımızı kamuoyuna açıklarken, AKP’nin çağdışı yönetiminden en kısa zamanda kurtulacağımız inancıyla saygılar sunarız.

Son Güncelleme: 05.08.2013 16:54
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner241

banner183