Şimdiki nesil pek bilmez. Ama eskiler Köy Enstitülerini ve önemini çok iyi bilirler..

Yeni nesile de bu Köy Enstitülerin önemini anlatmak ve geçmişyte böyle güzel eğitim kurumları olduğunu anlatmak için geçenlerde bir gezi düzenlenmişti. Bu geziyi Atatürkçü Düşünce Derneği Tarsus Şubesi düzenledi. Gezi bölgemizdeki Köy Enstitülerinden Osmaniye Düziçi’ndeki Köy Enstitüsüne yapılmıştı. Bazı eğitimci arkadaşlarım bu geziye katılırken ben çok istememe rağmen başka işlerimin yoğunluğundan katılamadım. Hala o gün o geziye katılamayışımın üzüntüsünü yaşıyorum.
Zaten ne zaman Köy Enstitüsü lafı geçse, eskilerden Abdullah Tufan hocam ile rahmetli Abdulkadir Özdemir aklıma gelir.. Geçen günlerde Düziçi’ne giden ADD başkanı Banu Ertoprak ile o geziye katılanlardan  emekli savcılarımızdan Osman Homurlu ve gazeteci yazar arkadaşım Beyhan Balaban hanım da  anı ve izlenimlerini basın organlarında paylaşmışlardı. Onlara da duygu ve düşünceleri için teşekkür ederim. Bende onların görüşlerinin yanında bu yazıyı yazmak için hem 17 Nisan’ın gelmesini bekledim, hemde Köy Enstitülerinin kuruluşunu gününde kutlayayım istedim. Yine arşivimde Eğitim İş Sendikasından eğitimci kardeşlerimizden Kurtuluş Gezen’in paylaşımları vardı. Bugün Kurtuluş beyin düşüncelerinden de yararlanarak Köy Enstitülerini anımsatmak istedim.

“Çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın, silahla kazanılan bağımsızlığın teminatı olduğunun bilincinde olan Cumhuriyet’i kuranlar, “Köy Enstitüleri” modeli ile bunu uygulamaya koymuşlardı..

Köy Enstitüleri, ülkemize özgü bir eğitim modeli olarak dünya eğitim tarihine yazılmıştır. Köy Enstitüleri, “kul” olmaktan “yurttaş” olmaya geçişin adıdır. Köy Enstitüleri, yaşamdan ve üretimden kopuk eğitim sisteminden, yurttaşı yaşamla tanıştıran ve eğitim-üretim ilişkisini kuran sistemin adıdır. Köy Enstitüleri, yüz yıllardır yoksulluk ve açlığın pençesinde kıvranan Anadolu çocuklarını temel bir insan hakkı olan eğitime kavuşturmanın adıdır aynı zamanda.
Bugün, ders araç gerecinden temizliğine, güvenliğinden sporuna kadar her şeyin parayla döndüğü ve milyonlarca yoksul çocuğumuzun tam anlamıyla ulaşamadığı eğitim sistemimiz ile yoksul köy çocuğunu köyünden alıp velisine beş kuruş yük getirmeden eğiten ve toplum hizmetine sunan Köy Enstitüleri karşılaştırılınca günümüz sosyal ve siyasal gerçekliğini daha iyi kavrayabiliriz.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, daha Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmadan ve Cumhuriyet ilan edilmeden 1 Mart 1922 tarihinde TBMM’de yaptığı konuşmada, toplumun büyük çoğunluğunu köylülerin oluşturduğunu ve köylülerin de bilgi ışığından yoksun olduğunu belirttikten sonra “Yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve üretken kılmak için gerekli olan bilgileri uygulatarak öğretme yaklaşımı ulusal eğitimimizin temelini oluşturmalıdır’’ diyerek eğitimin bilimsel, parasız ve ulusal olması gerektiğine vurgu yapıyordu.

İşte bu temelde kurulan Köy Enstitüleri, savaştan çıkmış, viraneye dönmüş, yanmış, yakılmış Anadolu ile yoksullukla, cehaletle boğuşan Anadolu insanını uyandırma, ayağa kaldırma, uygar bir Türkiye yaratma projesiydi. Öğrenciler; öğreniyor, öğrendiklerini uyguluyor ve üretiyordu. Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi “Köy Enstitülü çocuklar yuvalarını kendileri yapan kuşlar gibiydiler.” Yüzyıllardır horlanmış köy çocuklarından yazarlar, şairler, müzisyenler, bilim adamları çıkmaya başlamıştı. Anadolu uyanıyordu. Köy Enstitüleri’nden yetişenlerin yaktıkları çoban ateşleri Anadolu’yu aydınlatmaya başlamıştı. Anadolu uyandıkça, karanlıktan, cehaletten beslenenler, yüzyıllardır Anadolu insanını sömürenler, bu uyanışın kendi saltanatlarını yok edeceğini anlayınca Köy Enstitüleri’ni karalama ve itibarsızlaştırma girişimlerine başladı. Atatürk’ün ulusal eğitim anlayışı, siyasi pazarlıklar konusu yapıldı. Önce bilinçli olarak içi boşaltılan ve yozlaştırılan Köy Enstitüleri kapatılarak Anadolu’nun en önemli aydınlanma projesi ortadan kaldırıldı.

Bugün milyonlarca öğrenci nitelikli eğitime ulaşamıyorsa, yüz binlerce lise mezunu üniversite kapısında yığılmış ise anne ve babaların cebinden milyonlarca lira alınıp dershanelere aktarılıyorsa, sokakta mesleksiz ve işsiz gençlerimiz dolaşıyorsa bunun sorumluları Köy Enstitüleri’ni kapatan siyasi anlayışlardır. 
Aydınlanmacı, çağdaş eğitimcilere  Köy Enstitülerinin Kuruluş yıldönümünde tarihi görev ve sorumluklar düşmektedir.  Köy Enstitülerinin felsefesi, heyecan ve ruhunu okullarımızda yaşatmak, tüm yurtta cumhuriyetin, aydınlanmanın ateşini yeniden yakmak, ülkemizin geleceğine umut ve ışık olabilmek çağdaş eğitimcilerin yeni hedefi olmalıdır.

Hasan Ali Yücel’den, Fakir Baykurt’tan, hepsinden önemlisi Başöğretmenimiz Mustafa Kemal’den devralınan bu görev ve sorumluluğu yerine getirme azim ve kararlılığında olmalıyız.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner241

banner183