19 Nisan 2012 Perşembe 11:04
1124 Okunma
Lokmander Başkanı Dr. Mahmut Tolga Ayan:


Açıklamada, “Sağlık çalışanlarının şiddete maruz kalmalarını son derece esefle karşılıyor, üzücü olaylara sebep olanları ziyadesiyle kınıyoruz. Çalışma ve İş güvenliği” sorunu, biz sağlık çalışanlarının son zamanlarda en önemli endişesi haline gelmiştir. Hatta kaygı verici bir başka husus da şudur ki şiddete maruz kalma neredeyse sıradanlaşmıştır. Hemen hemen her gün kamu hizmeti sunan bir başka sağlık kurumunda veya biriminde en hafif olanı “küfür ve tehtid” olacak şekilde bir çeşit şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarımız, buna artık bir son verilmesini haykırmaktadırlar. Zira idari mekanizmalar dahi neredeyse şiddet yapanı haklı tutacak söylemlerde de bulunabilmekteler ve kimse buna “Dur” demek konusunda ödevini doğru dürüst yapmamaktadır.

Tek kaygısı, kendine başvuran ve sağlığı için endişeli durumdaki insana faydalı olabilmek olan sağlık çalışanlarımızın; hekimlerimizin, hemşirelerimizin, yardımcı sağlık personellerimizin, ve diğer sağlık çalışanı personellerimizin, maruz kaldıkları insafsız muamele sadece en hafif tabiri ile “zulüm” olarak nitelendirilir. Elimizde tek güvencemiz kalan “adalet” mekanizmasıyla bu zalimliği durdurmak zamana mal olmaktadır. Hatta çoğu kez suç - ceza orantısızlığı sayesinde şiddet yapanı sevindiren, şiddete maruz kalanı ise isyan ettiren sonuçlara da şahit olabilmekteyiz.

Adalet mekanizmasına sitemimiz şudur; “bir hakimin veya savcının duruşma esnasında veya başka bir şekilde görevi başında şiddete maruz kaldığını düşünerek, atılan tokadı yüzünde hissetmesi, edilen küfürü kendine söylenmiş sayması, yapılan hakarete muhatap olduğunu varsayarak verecekleri kararın ancak vicdani sayılabileceğini düşünürüz. Böylesi esef verici şiddet suçları ne derecede cezai karşılık görecekse, hastasına “bu sağlık sorunu, bu sağlık şikayeti, bende olsaydı ne yapardım” empatisi ile yaklaşan hekimlerimize veya diğer sağlık çalışanlarımıza yapılan daha da alçak saldırılar hiç olmazsa aynı derecede cezayi işlemi gerektirmelidir.” Denildi.

Dr. Ayan ve Lökoğlu daha sonra şunları söyledi; “Mesleğine başlarken yemin eden, sadece bilimsel olarak değil insani değerler anlamında da hatırı sayılır bir eğitimden geçen Hekimin, “Yalan” söylediğini iddia etmek bile çok ağır bir hakaret sayılması gerekirken, kaldı ki küfür - hakaret - tehtid ve hatta suç işlemeye zorlama gibi “edepten” ve “haysiyetten” çok uzak davranışlara maruz kalması görevi başındaki arkadaşlarımızı son derece mağdur etmektedir. Bu mağduriyet sonrası dahi sırada bekleyen hastasının sorunlarına çözüm ararken önceki enerjisini ve moralini korumaya çalışması ne kadar üstün bir çaba gerektirdiğini düşünün. İnsanüstü “ulvi” bir gayesi olan ancak öncelikle bir insan olan “Hekimin”, bırakın şiddete maruz kalmasını, moral değerleri açısından en ufak mağduriyetinin konuyla hiç bir ilgisi olmayan üçüncü şahısların sağlığı ile ilgili ne derece önemli sonuçları olabileceğini anlamak çok da zor olmasa gerek... Sorumlu kim? Sorumlu belki de toplumumuzun ta kendisidir. Medyamızdır belki başta, televizyon dizilerindeki doktor ve sağlık personeli karakterlerinin maruz kaldığı veya kalacağı şiddete özendiren yayınlarıyla belki de “büyük şeytan” odur! Belki okul idarecilerimiz öğretmenlerimiz suçludur, derse girmeyen veya devamsızlığı olan öğrenciye “doktordan rapor al getir seni idare edeyim” diyen öğretmenlerimiz... Yolsuzluğu daha bu yaşlarda öğretmeye başlamakla suçludurlar ve hatta rapor vermeyen doktoru “insafsızlıkla” suçlayarak yalnış bir davranış kalıbıyla taze beyinleri enfekte etmektedirler... Belki idarecilerimiz, politikacılarımız suçludurlar; kendi seçim bölgesinde son derece fedakarca ve belki de “mecburen” görev yaptığı esnada şiddete maruz kalan sağlık personelini korumak ve hatta kollamak yerine, adalet mekanizmasını, zanlıların hamiliğine soyunarak etkilemeye çalışmakla suçludurlar. Kimi siyasetçilerin ellerinde bu lekeler varken hem, beyaz önlüklüleri aşağılamayı, dövmeyi, böbürlenilecek bir davranış zanneden kendini bilmez meczuplara hamilik etmekle suçludurlar, hem de vahşet saçanları, insanlık suçu işlemiş olarak ilan edecek kanunları yapamamaları yüzünden de suçlu sayılmalıdırlar. Kurallar koyup “kervanı yolda düzmek” mantığı ile topyekün sağlık sistemini değiştirdiğini iddia eden idarecilerimizdir; bu sistemin aksaklıkları - probemleri karşısında vatandaşla sağlık personelini karşı karşıya getirenler de suçlanmalı. Hatta sorunların neler olduğunu haykıran saha çalışanı arkadaşların önerilerine kulak asmayanlar da suçlanmalıdırlar... Belkide bizzat ilk basamak idarecilerimiz suçludurlar; doktoru, hastasını görmeden ilaç yazmaya teşvik ettiklerinden veya selam gönderip rapor veya başka bir resmi evrak için talepte bulundurdukları torpilli zümre oluşturduklarından suçludurlar. Hatta alınteri karşısında taktir edilen emeğinin bedeli bile sayılamayacak aylık ücretini alan sağlık çalışanı arkadaşların cebini vatandaşın diline pelesenk yapan idareciler de suçludurlar. Vatandaşın şikayeti olan konularda, suçu sistemin kurallarını en iyi anlayan ve bilen uygulamaya çalışan personelinde aramayı adet edinmiş idareciler, kanunu bilmemekle suçludurlar; gereksiz yere çalışanının moral değerlerini törpüleyen soruşturmalar açmakla suçludurlar, halkın gözünde sağlık çalışanlarını gözden düşürmeye çalışmakla suçludurlar... Belki de eczaneler, eczacılar suçlanmalıdır. “Hasta” olduğu şüphe götüren kişilere bakkal dükkanı işletircesine ilaç verip küpür kesen, -doktoruna bu ilaçları yazdır- deyip daha en başta görev suçu işleyen eczacılar veya eczacı kalfaları suçlanmalıdır. Kahvehanelerde çay sohbeti sırasında “falancı doktora şöyle haddini bildirdim, böyle azarladım, yumruğumu gözüne indirdim” deyip kasım kasım kasılan bunu bir övünç kaynağı gibi anlatıp böbürlenen haysiyet fukarası zavallı karakterlere, karaktersizliklerini bildirecek, yanlışlarını yüzlerine vuracak mahalle babaları, ağabeyleri, olmadığından belki de vatandaş da suçludur. Peki peki bizler, sağlık çalışanları suçsuz muyuz? Masamızın üzerine fırlatılan kimliklere- sağlık karnelerine, kafamıza vurulan sopa gibi “doktor bunları yaz” denilen karısının, kızının, oğlunun, babasının, annesinin, mahalledeki Mehmet amcasının, minibüsüne binen yolcusunun, selam verdiği falanca zatın sosyal güvencesini kullanıp onlar adına talepte bulunan vatandaşın işleri görülsünlerine sığınarak, başım ağrımasın da zaten muayeneye ne gerek var diyebilecek kadar işimizi sekreteryaya döken meslektaşlarımız suçsuz mu? Böylelikle en hafif tabiriyle belkide sadece iyi niyetinden olsa da “yolsuzluğa” karışan, kaç tane hastasına ölümcül dahi olabilecek zararlar verebilen meslektaşlarımız, bizler bu anlamda suçsuz muyuz. Eğitimi hangi aşamada kalmış olduğu bilinmeyen herhangi bir vatandaşımız, aylarca belki de yıllarca bu şekilde ilaç kullandırılıp “bağımlı” yapıldıktan sonra, hangi cengaver çıkıp ta bunun yanlış olduğunu bir çırpıda anlatabilir. Yıllarca bu düzenbazlığa isteyerek veya istemeyerek ortak olmuş “hekim” arkadaşım, sen suçsuz musun? Meslek onurumuzu ayaklar altına alanlar olsa da, kutsallığı asla tartışma konusu yapılamayacak olan Hekimlik vazifemizi yaparken saldırıya maruz bırakılsak da, bu mesleği icra eden toplumun gerçek kahramanlarını rencide eden, küstüren, moralini bozan, fiziki veya manevi zulme, hak tecavüzüne uğratan kim olursa olsun, onun karşısında durmalıyız ve en vakur bir şekilde “herşeye rağmen, sizlere rağmen, sizi, insanlığı seviyorum” diyebilmeliyiz. “Görevimi beni yıldırmaya çalışsanız da bana verilen ilim üzerine bildiğim en doğru şekliyle icra edeceğim”. “Sen beni yok etmeye çalışsan da seni var etmeye tam bir kararlılıkla devam edeceğim, edeceğiz...”

(YY-AT-Y)



19.04.2012 10:59:29 TSI


Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Son Güncelleme: 19.04.2012 11:04
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner241

banner183