20 Nisan 2012 Cuma 11:57
1957 Okunma
Korkuteli'nde Fığla Bardağı Kursu Açılacak


Unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından olan Çomaklı Fığla bardağını kültürel olarak yaşatılması için çalışma başlatan Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü ve Çomaklı Belediyesi, önümüzdeki günlerde 'Fığla Bardağı Kursu' açacak.

Çomaklı beldesinin simgesi olan Fığla bardağını yaşatmak için Çomaklı Belediye Başkanı İbrahim Erol'u makamında ziyaret eden Korkuteli Halk Eğitim Merkezi Müdürü Harun Topay, destek istedi.

Topay, “Bünyemizde açılacak olan kurslarda alt yapı elamanı yetiştirerek, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarını yaşatmak adına önemli bir adım atılacak” dedi.

(AD-SK-Y)



20.04.2012 11:55:34 TSI


Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Son Güncelleme: 20.04.2012 11:57
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ADİL YÜKSEL 2012-11-11 10:51:14


KAYIP MESLEK FIĞLA BARDAĞI
Fığla bardağı yıllar önce,Göller Yöresi olarak bilinen bölgeye özgü, çam ağacından yapılan, çok önemli bir su taşıma ve bulundurma kabıydı.
Yapım yeri ise Antalya ili Korkuteli ilçesinin Fığla Köyü (bugünkü Çomaklı Kasabası) İdi. Fığla bardağı, Fığla’da yapılır. Oradan diğer köylere hediye veya ticaret yoluyla dağıtılırdı

Önemi ise o yıllarda tarlaya, bahçeye, harmana, odun dağına, kısaca su ihtiyacı olan her yere kolayca, emniyetli , soğuk bir şekilde su taşıma ve saklamakta kullanılır olmasıydı. Pilastik kaplar yoktu. Toprak testiler taşıma anında çabucak kırılırdı. Bakır kaplarda uygun değildi.
Fığla bardağı sağlıklı, emniyetli, temiz ve suyu soğuk tutardı.
Bardak yapmak için ilk önce çamlığa gidilir. Orada bardak yapmak için elverişli olan çam ağaçları seçilir. Her ağaçtan bardak yapılmaz.
Kesilen çamın kalın kısmından senek, ince kısmından bardak yapılırdı. Bardaklar üç ile yedi litre arasında su alırdı. Senekler de ortalama sekiz ile on sekiz- ondokuz litre arasında su alırdı.
Bardakçılığın tüm aşamaları Orman İşletme Müdürlüğü, orman muhafaza memurları ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki orman askerlerinden, ve karakollardan gizli yapılırdı.
Bardaklar genellikle tek ülüklü olurdu. Fakat bazen iki çok nadir olarakda dört ülüklü olurdu. Dört ülüklüler çoğunlukla küçük ve hediye edilirdi. Kısaca, hediye edilecek yere ve kişiye göre bardak yapılırdı. Dört ülüklü bardak az su alır, çabuk buzulurdu. Tarlada, harmanda kullanılamazdı.
Bu ara bardağın içinin oyma ayarı çok önemlidir. İçini az oyarsan: Suyu az alır. Bardak çok ağır olur. Bardak geç yarılır, zor bozulur. Suyu daha soğuk tutar.
Çok oyarsan: Suyu çok alır ama ağaç kısmı az olunca küçük bir darbede çabuk parçalanır. Hafif olur, kolay taşınır. İçi boş kalırsa çabucak yarılır. Suyu çobucak ılır. Normali ortadır.
Bu ayarı bardakçılar ustalarından öğrenirken belirler ve öğrenirler.
Bardakçının kendine ait özel aletleri vardı. Bardak yapılacak yere, ortası özel kesilmiş bir ağaç yatırılır ve buna kerti denirdi. Bardak aletleri testere, keser, eğdi, boğaz burgusu, oyma burgusu, ülük burgusu, bardak oygusu, bardakçı çakısı, ışkı, ışkı önlüğü. Bu aletleri, testere hariç beldemizdeki demirciler yapardı. Burgular konik şeklinde ve görevine göre farklı büyüklükte olurdu. Burgularla tahta ağaç vs delinemezdi.
Satılacak bardaklar büyük çuvallar içine yerleştirilir, merkebe yüklenir veya at arabası ile nakil yapılrdı. Gidilecek yerin uzaklığına veya yolların tenhalığına göre bazen akşam geç saatlerde, bazen de sabahın çok erken saatlerinde yola çıkılır ve ekseriyetle varılan yerleşim yerine sabah varmak tercih edilirdi. Orada tanıdık bir eve misafir olunur bardaklar pazarlanırdı.
Akşam varınca sabaha kadar ev sahibi ve bardak sahibi rahatsız olurdu. Şikayet olabilir. Baskın olabilir korkusu insanda ister istemez hakim olurdu.
Bardak satılacak yerde orman muhafaza memuru yortur ama, baskın jandarma tarafından olabilir. Hatta bazen köy muhtarları , köydeki bekçi veya fırsatçılar santaj yapmak isterlerdi.
Belki de karakollar veya orman işletmeleri işi bilerek hafife alıyorlardı. Çünkü o zamanlar bardak bir olmazsa olmazdı.
Bardakçılık o zamanlar görülen tütün, mermi, silah ve afyon sakızı vb kaçakçılıklardan çok farklıydı.
Onlar almazsa çok iyi olur. Bardak olmazsa çok kötü olurdu.
Satış için, yöredeki köy, kasaba veya ilçelerden tüccarlar da gelirdi.
Çam kokusu, çam akması (reçinesi) yeni bardakta su, birkaç saat beklediği zaman o güzelim koku ve tat bambaşka olur ve suyunu içenler tekrar içmek için can atardı. O yıllarda yeni bardak veya senek görenler tarafından çok imrenilirdi.
Neyse zaman geldi geçti. Ben de görev, ziyaret, ihtiyaç, taziye, dügün vb nedenlerle yöremizin pek çok köyünü gezdim.
Ama o köylerin hemen hepsinde, yıllarca önce ki bardakların, seneklerin, yabaların, anıları anlatılırdı.
Yine o köylerden edindiğim izleninlere göre, bardak ihtiyacı olanlar, köylerine bir bardakçının gelmesini dört gözle beklerlermiş.
1950 li yıllarda veya daha önce doğanlardan, başka köylerde yaşayanlara dahi sorsanız Fığla Bardağıyla ilgili bir anısı veya bilgisi muhakkak ve kesnlikle vardır.
Dolayısıyla o yıllarda fığla bardağı çök gözde bir ihtiyaçtı.
Aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Pilastik kaplar çıktı. Buzdolapları çıktı. Makinalı tarıma geçildi. Artezyen kuyuları açıldı.Su şebekesi çoğaldı…
Fığla bardağına olan ilgi ve ihtiyaç da azaldı. Bardak ustaları yavaş yavaş hakkın rahmetine kavuştu. Yeni ustalar, tüm kaybolan mesleklerde olduğu gibi, bardakçılkta da yetişmedi.
Yöremizde ve beldemizde bize özgü bir deyim vardır. ‘’Eski çamlar bardak oldu.’’diye. Şimdi de, o bardaklar da kayboldu. Tarih oldu. Eski bardaklar antika oldu. Eskisi dahi bulunmuyor
Belki bardakçılık başka yerlerde yörelerde, başka ad altında da vardır ama bilemiyorum. Olması da gerekli. Çünkü , oralarda da su kabına ihtiyaç vardı. Varsa bilenlerin görenlerin ilgi ve bilgilerini bekliyorum.
Ancak Atatürk’ün 19 mayıs 1919 da Samsun’ dan sonra ilk ayak bastığı yer olan Havza’daki konakladığı binada , Havza Atatürk Evi Müzesi’nde bir tane gördüm.
Bilenlerden ve ilgilenenlerden haber bekliyorum.


banner241

banner183