31 Mart 2012 Cumartesi 18:17
468 Okunma
Başbakan Erdoğan'ın Ulusa Sesleniş Konuşması...(1)


Başbakan Erdoğan, Mart ayı Ulusa Sesleniş konuşmasında yeni eğitim sistemiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bahar nasıl yeni bir başlangıcı simgeliyorsa, Meclis'te kabul edilen yeni yasal düzenlemenin de eğitim sisteminde yeni bir dönemi müjdelediğini belirten Erdoğan, "Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda, Milli Eğitim sistemimizi yeniden düzenleyen yasa teklifi kabul edildi. Bu adım, demokrasimiz adına, genç nesillerimizin istikbali adına atılmış tarihi bir adımdır. Öncelikle, tarihi

nitelikteki bu yasa teklifinin hazırlanmasında, kabul edilmesinde emeği geçenlere, Komisyona, Komisyon Başkanımıza, üyelerine, yasaya destek verenlere, şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bütün kışkırtmalara, bütün tahriklere, bütün provokasyonlara rağmen sükunetini koruyan, sabırlı, soğukkanlı, sağduyulu bir tavır gösteren milletvekillerini kutluyorum. Meclis Genel Kurulu'nda alınan bu kararla, Milli Eğitim sistemi, üzerindeki ideolojik baskıdan kurtarılmış, milletimizin arzu ettiği bir

istikamete girmiş, demokratik bir aşamaya geçmiştir. Zira, 90'lı yılların ikinci yarısından itibaren yürürlüğe konulan ve bugüne kadar sürdürülen zorunlu eğitim, aslında sorunlu bir eğitimdi. Bir darbe ürünüydü. Bir dayatmaydı. Pedagojik kaygılarla değil, ideolojik kaygılarla dayatılmış bir modeldi. İşte, Yüce Meclisimiz, kabul ettiği yeni düzenlemeyle, söz konusu mağduriyeti gideren, tarihi bir kararın altına imza attı. Bu milletimizin talebiydi. Milletimizin isteğiydi. Eğitim ve öğretimde özgürleşmenin

yolunu açtı" diye konuştu.

Meclis'te kabul edilen yeni düzenleme ile birlikte artık "kesintisiz eğitim" adı verilen darbe mahsulü sistemin tarihe karıştığını vurgulayan Erdoğan, kesintisiz eğitim yerine, kademeli eğitim geldiğini anlattı. Bununla birlikte, zorunlu eğitimin süresinin 8 yıldan 12 yıla çıktığına işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bakınız, AB üyesi ülkelerde, 2020 yılına kadar, 18-65 yaş arası nüfusun yüzde 90'ının en az lise mezunu olması hedefleniyor. Şu anda, bizim ülkemizde nüfusumuzun sadece yüzde 28'i lise mezunu. Gelişmiş ülkeler, genç nesillerine böyle bir gelecek hazırlarken, biz, bundan geri kalamayız, genç nesillerimizi gelişmiş ülkelerdeki imkanlardan, fırsatlardan yoksun bırakamayız. Bu bakımdan, zorunlu eğitim süresinin 12 yıla çıkarılması geleceğimiz açısından son derece hayati bir önem taşımaktadır. Burada şunu da

özellikle belirtmeliyim. Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen bu eğitim modeliyle, 12 yıllık zorunlu eğitim süresi, üç kademeye ayrılıyor. Birinci kademe 4 yıl süreli ilkokul, ikinci kademe 4 yıl süreli ortaokul, üçüncü kademe ise, yine aynı şekilde 4 yıl süreli lise eğitimi olacak. İlk dört yılın sonunda, öğrencilerimiz mevcut ilköğretim okuluna gidebileceği gibi, başka bir ilköğretim okulunun 'ikinci kademesine' de devam edebilecek. İlk kademeye sınıf öğretmenleri, ikinci kademeye ise branş öğretmenleri

girecek. Milli Eğitim Bakanlığımız 'ikinci kademe' müfredatını yeniden düzenleyerek bu kademedeki 'alan' derslerinin ağırlığını artıracak. Öğrencilerimiz, liseye devam ederken özellikle mesleki eğitimle ilgili 'yönlendirme' derslerini de alabilecek.

Bununla birlikte, çocuklarımız 'açık lise'de okumak suretiyle de zorunlu eğitimini tamamlayabilecek. Bu sayede, öğrencilerin tümünün lise binalarına gitmesine gerek kalmayacak. İsteyen öğrenciler liseyi 'açık lise'den de bitirebilecek. Yine bu düzenleme kapsamında, Kur'an-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı, seçmeli ders olarak öğrencilerimize sunuluyor. Bu vesileyle, ben, halkımızın talepleri, halkımızın arzusu doğrultusunda bu adımı atan milletvekillerini tekrar kutluyor, tebrik ediyorum. Bu düzenlemenin

halkımıza hayırlı olmasını diliyorum."

Başbakan Erdoğan, geçen hafta Güney Kore'de gerçekleştirilen Nükleer Güvenlik Zirvesi'ndeki temaslarına da değindiği konuşmasında nükleer güvenliğin, uluslararası toplumun, son iki yıldan bu yana, çok daha güçlü bir şekilde gündemine aldığı, çok daha hassasiyetle eğildiği bir mesele olduğunu söyledi. Seul'deki zirvenin Türkiye açısından son derece olumlu ve verimli geçtiğini ifade eden Erdoğan, "Yakın zamanda nükleer santral projelerini başlatan bir ülke olarak, bizim, bu alandaki temel önceliğimiz,

nükleer enerjiden yüksek emniyet ve güvenlik standartlarında yararlanmaktır" dedi.

Güney Kore ve İran'daki temasları sırasında, İran'la yapılacak müzakerelerin İstanbul'da yapılması arzusunu müşahede ettiklerini belirten Erdoğan, Türkiye olarak, yürütülecek bu müzakereler neticesinde, olumlu gelişmeler sağlanabilmesini ümit ettiklerini söyledi. Erdoğan, "Türkiye, bu meseleye diplomatik yolla çözüm bulunabilmesi için, her türlü katkıyı sunmaya hazırdır. Tahran ziyaretimiz sırasında bunu, İranlı yetkililere bir kez daha hatırlatma imkanımız oldu" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin, en uzun kara sınırlarını paylaştığı Suriye'de yaşanmakta olan kaosa seyirci kalamayacağını kaydeden Erdoğan, Suriye'deki kaos ve kargaşanın, Türkiye'yi de, İran'ı da, bölgenin genelini de çok yakından ilgilendiren, çözüm için müşterek gayretler gösterilmesi gereken bir sorun olduğunu söyledi. Erdoğan şöyle konuştu:

"Biz, Suriye'deki hiçbir siyasi grubun, hiçbir etnik ve dini grubun, hiçbir mezhebin çıkarını gözetmiyoruz. Biz, Suriye'de sivil halkı hedef alan saldırıların derhal durmasını, halkın meşru taleplerinin ivedilikle karşılanmasını istiyoruz. Ne yazık ki, Esad rejiminin icraatları, bu konuda ümitvar olmamıza imkan tanımıyor. Suriye yönetiminin, Annan Planı'nı kabul ettiğini açıklamış olmasına rağmen, halkı hedef alması ve operasyonları devam ettirmesi de açıkça bunu gösteriyor. Bizler, Sayın Annan'ın iyi

niyet misyonu çerçevesinde yürütmekte olduğu çabaları elbette destekliyoruz. Ancak Suriye yönetiminin, inandırıcılığını artık neredeyse tümüyle yitirmiş olduğunu da biliyoruz. Suriye yönetiminin, Annan Planı'nı kabul ettiğini açıkladığı günden bu yana, halka yönelik saldırıları ve operasyonları durdurmaması, kardeş kanını akıtmaya devam etmesi, maalesef, uluslararası toplumu boş vaatlerle oyaladığı intibaını güçlendiriyor. Bizler, dün olduğu gibi bugün de yarın da, kardeş Suriye halkının yanında yer almaya

devam edeceğiz. Nitekim, Suriye Halkının Dostları Grubu toplantısına, İstanbul'da ev sahipliği yapmamız da, tüm Suriyelilerin meşru haklarını elde edebilme uğruna verdikleri mücadeleyi, samimiyetle desteklememizden kaynaklanmaktadır. Türkiye olarak bizim, masum insanların katledilmesine, halka ölüm saçılmasına, kardeş kanının akıtılmasına seyirci kalmamız, asla mümkün değildir."

(ZÇ-ÖZ-Y)



31.03.2012 18:14:13 TSI

Kaynak: İhlas Haber Ajansı
Son Güncelleme: 31.03.2012 18:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner241

banner183